Fosil kaydından dersler

Fosil kaydından dersler

David Jablonski’nin kitlesel yokoluşlar üzerine yaptığı çalışması geçmişle ilgili olsa da bizim için bugün de önemi var; özellikle doğa koruma konusunda. Günümüzde, bazı biyologların altıncı kitlesel yokoluş olarak adlandırdığı ve bu seferkine bizim neden olduğumuz bir olay ile karşı karşıyayız. İnsanoğlu Dünya’yı, yaşam alanlarını yok ederek, doğal kaynakları tüketerek, iklimin değişikliği ve kirlilik ile değiştirdikçe, yokoluşlar kaçınılmaz oluyor, ama belki de etkimiz o kadar da büyük değildir. Jablonski şöyle diyor: “Eğer günümüzdeki tür yokoluşlarının ve veya türlerin yerlerinden edilmelerinin etkilerini en aza indirmek için politikalar geliştirmek istiyorsak olası mekanizmalar ve bunların sonuçları hakkında fikir sahibi olabilmek için fosil kayıtlara başvurmalıyız. Şurası kesin ki eğer böyle devam ederse, kitlesel yokoluş tarzı bir olayla karşı karşıya kalacağız. Fosil kayıtları bize ekolojik kırılma noktaları zorlandığında olayların nasıl geliştiği ile ilgili dersler veren öyküler anlatacaktır.”

Her kitlesel yokoluş kendine özgüdür demiştik, ama Jablonski’nin çalışması yokoluşlardaki düzenliliğe de işaret ediyor. Örneğin bütün kitlesel yokoluşlar geniş alanlara yayılmış cinslerin hayatlarını bağışlıyor. “Kitlesel yokoluşların seçici olduğunu farketmemiz gerçekten ileri doğru atılmış bir adımdır.” diyor Jablonski ve ekliyor: “Kitlesel yokoluşlar uzamsal olarak kısıtlanmış olan türleri yokederken, geniş yayılışa sahip olanları bırakıyor. Bu bize hangi grupların insan faaliyetlerine daha dayanıklı olduğu hakkında bir fikir verebilir. Bu gruplardan bazılarının fareler, yabani otlar ve hamamböcekleri olacağını, ama bulundukları ortama hassas bir şekilde uymuş ve çoğunlukla değerli addettiğimiz canlılar olmayacağını söyleyebiliriz.” Fosil kayıtları ayrıca ekosistemlerin kitlesel yok oluşlardan sonra nasıl toparlandıklarını da göstermektedir. Örneğin, Jablonski “Kitlesel yokoluşlardan sonra pek çok biyolojik istila gerçekleşir. Tahminen bunun sebebi yoğun bir yokoluştan sonra ortamın istilacılara açık hale gelmesidir. Eğer biyotik değişimlerin nasıl işlediğini daha iyi anlarsak, bu tip istilaları nasıl kontrol altına alacağımızı ya da en azından bu istilaların etkilerini en aza nasıl indireceğimizi bulabiliriz.” diyor.

Geçmişteki yokoluşlar bugünün tehlike altındaki türleri ile ilgili bizlere ışık tutabilir
Önceki
Küçük olanları suya geri atma
Sonraki
Geçmişteki örüntüleri aramak